İnsanın hayatında bazı günler vardır; yaşarken çok ağır gelir ama sonrasında öyle büyük dersler verir ki yıllarca öğrendiklerinizi birkaç aya sığdırır.

Yazının tam metni şöyle; " İnsanın hayatında bazı günler vardır; yaşarken çok ağır gelir ama sonrasında öyle büyük dersler verir ki yıllarca öğrendiklerinizi birkaç aya sığdırır.

Ben son bir yılda işte böyle günlerden geçtim.

Önce demir kapıların ardında, sonra kendi evimin dört duvarı arasında, ayağımda elektronik kelepçeyle…

Ama bilinmesini isterim ki bu süreçte yalnızca özgürlüğün kıymetini öğrenmedim. İnsanları da tanıdım. Dost bildiklerimi, akraba dediklerimi, yanımda sandıklarımı ve hiç beklemediğim hâlde yanımda duranları gördüm.

Geçtiğimiz günlerde bir söz okudum:

“Akraba aile değildir. Gerçek aile seni arayan, zor gününde yanında olan, derdini paylaşan, mutluluğuna sevinen ve seni olduğun gibi kabul edendir.”

Ne kadar doğru bir söz!

İnsan bazen aynı kanı taşıdığı kişilerle değil, aynı acıyı paylaştığı insanlarla aile oluyormuş.

Çünkü akrabalık doğuştan gelir ama vefa karakter meselesidir.

Zor gün insanın aynasıymış!

Cezaevine girdiğimde de bugün ev hapsinde olduğum günlerde de çok şey düşündüm.

Kimler arar, kimler sorar, kimler bir telefonla da olsa hâlimizi merak eder?

İnanın, insan zor gününde kimseden para, makam, mevki ya da büyük fedakârlık beklemiyor.

Bazen yalnızca bir telefon…

Bazen eşine, çocuklarına söylenen bir geçmiş olsun…

Bazen de “Bir ihtiyacınız var mı?” sorusu yetiyor.

Ama bazı insanlar var ki iyi gününüzde yanınızdan ayrılmazken zor gününüzde sizi tanımaz oluyor.

Bir zamanlar sofranıza oturanlar, telefonunuzu sürekli çaldıranlar, sizden bir şeyler isteyenler, işler değiştiğinde sessizliğe bürünebiliyor.

İşte insanı asıl yoran da bu oluyor.

Çünkü düşmanın tavrı insanı şaşırtmaz. İnsanı yaralayan, dost bildiğinin sessizliğidir.

Elbette bu süreçte yanımda duran, ailemi arayan, hâlimizi hatırımızı soran, bir mesajıyla bile moral veren güzel insanlar da oldu.

Kimileri akrabam değildi. Kimileriyle belki bir çay içmişliğimiz bile yoktu.

Ama öyle bir sahip çıktılar ki insanın ailesinin yalnızca soyadı taşıyanlardan ibaret olmadığını bana bir kez daha gösterdiler.

Hepsinin gönlümdeki yeri ayrıdır.

Ayağımda kelepçe var ama vicdanımda yok!

Ben gazeteciyim.

Yıllardır Nevşehir’de haber yapıyorum. Bazen bir esnafın derdini, bazen bir iş insanının yaşadığı sıkıntıyı, bazen de vatandaşın hakkını gündeme taşıyorum.

Elbette eleştirdiklerim oldu, haberlerimden rahatsız olanlar oldu.

Bugün geldiğimiz noktada önce yaklaşık beş ay cezaevinde kaldım, ardından başka bir soruşturma kapsamında hakkımda ev hapsi kararı verildi.

Hakkımdaki hukuki süreç devam ederken şunu açıkça ifade etmek istiyorum:

Ben yaptığım gazetecilikten utanmıyorum. Ama yaşadığım günlerde insanların sergilediği bazı tavırlardan onlar adına üzülüyorum.

Üç kız çocuğunun babasıyım.

Benim yaşadığım her sıkıntının aileme de yansıdığını biliyorum. Bir babanın özgürlüğünün kısıtlanması yalnızca kendisini ilgilendirmiyor. Eşini, çocuklarını, evinin huzurunu, hayatının bütün düzenini etkiliyor.

İşte böyle zamanlarda insan, kapısını kimin çaldığını da kimin o kapının önünden sessizce geçtiğini de unutmuyor.

Kimseye kırgınlık biriktirmek istemiyorum.

Ama yaşadıklarımı da unutacak değilim.

Çünkü bazı insanların hayatımızdaki yerini onların sözleri değil, zor zamanlarımızdaki davranışları belirliyor.

Dün akşam bir kez daha anladım…

Dün akşam, 22 Ekim Perşembe günü, CT Haber TV ekranlarında Can’lı Gündem programımızla yeniden izleyicilerimizin karşısındaydık.

Bu yayının benim için ayrı bir anlamı vardı.

Çünkü bu kez stüdyoda değildim.

Hakkımda verilen ev hapsi kararı nedeniyle programımıza teknolojinin imkânlarıyla evimden bağlandım.

Anahtar Parti Nevşehir İl Sekreteri Bülent Uğural ve siyasetçi Alper Atabay’ın konuk olarak duyurulduğu programımız, benim için yalnızca bir televizyon yayını değildi. Aynı zamanda mesleğime devam etme irademin de göstergesiydi.

İnsan bazen bir odadan çıkamaz ama düşüncelerini, sorularını ve sesini binlerce insana ulaştırabilir.

Dün akşam bunu bir kez daha hissettim.

Bir yandan kentimizin meselelerini konuşmaya devam etmenin sorumluluğunu, diğer yandan içinde bulunduğum şartların ağırlığını taşıdım.

Ve düşündüm…

Hayatımda bu kadar insan varken zor günlerimde gerçekten kaç kişi yanımdaydı?

Kaç kişi beni değilse bile eşimi, çocuklarımı merak etmişti?

Kaç kişi yalnızca insanlık adına bir telefon açmıştı?

Bunları söylerken kimseyi aramaya, sormaya mecbur görmüyorum. Kimsenin sevgisini, dostluğunu da zorla istemiyorum.

Ama şunu öğrendim:

İyi gününde kalabalık olmak kolaydır. Mesele, bir insanın hayatı daraldığında onun yanında durabilmektir.

Kimseye hesap sormuyorum, sadece herkesi tanıyorum!

Bugün yaşadığım süreç bana çok şey öğretti.

Artık kimin hangi makamda olduğuyla, ne kadar zengin olduğuyla, ne kadar güçlü göründüğüyle ilgilenmiyorum.

Benim için insanın değeri, vicdanıyla ve vefasıyla ölçülüyor.

İnsanların iyi günlerimde söyledikleri güzel sözlerden çok, kötü günlerimde yaptıklarına bakıyorum.

Kimseye neden aramadın, neden sormadın diye hesap soracak değilim.

Çünkü vefa istenerek gösterilmez.

Sevgi zorla kazanılmaz.

Dostluk da ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir ilişki değildir.

Bugün sessiz kalanlara da kızmıyorum. Belki korktular, belki uzak durmayı tercih ettiler, belki de gerçekten umursamadılar.

Herkes kendi vicdanıyla baş başa.

Ancak yarın hayat normale döndüğünde hiçbir şey yaşanmamış gibi davrananlara da eskisi gibi bakamayacağım.

Çünkü ben zor günlerimde yalnızca kimlerin yanımda olduğunu değil, kimlerin olmadığını da öğrendim.

Son sözüm…

Hayat bana öğretti ki insanın en büyük zenginliği kalabalık akrabaları, güçlü çevresi ya da telefon rehberindeki yüzlerce isim değilmiş.

Gerçek zenginlik, düştüğünde elinden tutan birkaç güzel insanmış.

Bugün ayağımda elektronik kelepçe olabilir. Evimin kapısından dışarı çıkamıyor olabilirim.

Ama vicdanım rahat, başım dik.

Bana gerçekten aile olan, dost olan, hiçbir karşılık beklemeden yanımda duran herkese gönülden teşekkür ediyorum.

Ve bir sözüm de iyi gün dostlarına…

Bir gün herkesin hayatında kapıların kapandığı, telefonların sustuğu, kalabalıkların dağıldığı zamanlar olabilir.

O gün geldiğinde insan ne parasını ne makamını ne de etrafındaki sahte kalabalığı arar.

Yalnızca kendisini gerçekten seven bir insanın sesini duymak ister.

Unutmayın, aynı kandan olmak akrabalıktır. Aynı acıyı hissedebilmek ise insanlıktır.

Bir de derler ya, sivrisinek bile insanın kanını taşıyor diye akraba sayılmaz!

Ben artık hayatımdaki insanları kan bağına göre değil, gönül bağına göre değerlendiriyorum.

Çünkü ben bu süreçte özgürlüğümden bir süre mahrum kaldım ama insanların gerçek yüzünü görme fırsatı buldum.

Ve inanın, bu hayatım boyunca unutamayacağım bir ders oldu.

Herkese hayırlı cumalara Kalın sağlıcakla.

Not: 22 Ekim tarihli Can’lı Gündem programını mutlaka izleyin ! Hep ben sormam bu sefer soranlar başka cevap veren sorgulanan bendim! "