Gazeteci Can Taşkın ailesi için koruma talep etti!

Geçtiğimiz aylarda yazdığı bir köşe yazısı sebebiyle cezaevine atılan ve sonrasında serbest bırakılan gazeteci Can Taşkın bu sefer de ev hapsi ile cezalandırıldı. "Ben zayıf insan değilim sadece gazeteciyim" diyen Taşkın yazdığı makalesinde aynı zamanda ailesi için devlet koruması talep etti. Bu talep ise Gazeteci camiayı endişeye sevk etti. Acaba bir tehdit mi var?
Can Taşkın'ın yazısı şöyle:
"Bazen insan kendisine şu soruyu soruyor:

Ben nerede yanlış yaptım?
Nevşehir’in suyunu yazdım.
Altyapı çalışmalarını yazdım.

Vatandaşın günlerce yaşadığı sıkıntıları, patlayan hatları, kesintileri, yapılan işleri ve yapılmayanları sorguladım.
Şimdi de suya yapılan zammı konuşuyoruz.
Ben bunları yazınca su borusu patlamıyor. Ben bunları yazınca vatandaş mağdur olmuyor. Ben bunları yazınca fiyatlar artmıyor.

Ben sadece olanı yazıyorum!
Gazetecinin görevi de bu değil mi zaten?
Nevşehir Belediyesi bugün kendisi de eskiyen boru ve vanaların değiştirildiğini, eski içme suyu hatlarının arızalara ve su kesintilerine neden olduğunu açıklıyor.
Daha birkaç ay önce Başkan Rasim Arı da altyapıya yalnızca 2026 yılında 500 milyon lira harcanacağını ve içme suyu hatlarının değiştirileceğini söylüyordu.
O halde gazeteci bunları sorguladığında neden mesele hizmet olmaktan çıkıp gazeteciyle belediye başkanı arasındaki bir meseleye dönüşüyor?
HUSUMET NE ZAMAN BAŞLADI?
Asıl anlayamadığım noktalardan biri de bu.
Rasim Arı, İYİ Parti’den belediye başkanı seçilmeden önce de, seçildikten sonra da ekranlarımızda yer aldı.
Hatta 5 Nisan 2025 tarihinde benim moderatörlüğünü yaptığım “Şehr-i Emin” programına katıldı. Yaklaşık üç saat boyunca vatandaşların ve benim sorularımı yanıtladı.
Üstelik bunu bugün ben söylemiyorum; Nevşehir Belediyesi’nin kendi resmi internet sitesindeki haber söylüyor.
Daha da geriye gidelim.
2019 yılında yine Rasim Arı’yı eleştiriyordum. Ama aynı köşe yazısında açıkça, haber yaptığımız için aramızın kötü olduğunun düşünülmemesi gerektiğini de yazmışım.
2026 Haziran’ında ise kendisine yönelik eleştirilerimin yanında tavsiyelerimi sıralayıp, Nevşehir için yapılacak çalışmalara katkı vermeye hazır olduğumu yazmışım.
Şimdi soruyorum:
Peki bu “husumet” ne zaman başladı?
Benim bilmediğim, kamuoyunun bilmediği ne yaşandı?
Yoksa eleştiri arttığında mı husumet başladı?
Sorular ağırlaştığında mı?
BİR ÇİZGİ FİLM KARAKTERİNDEN NEREYE GELDİK?
Sosyal medya hesabımızda yayımlanan bir çizgi filmdeki eşek karakterinin kendisini temsil ettiğini ileri sürerek hakkımda şikâyetçi olunması da yaşanan sürecin bir parçası oldu. Savcı bana eşek karakteri Rasim Arı mı diye sordu bende o karakterin o olmadığını söyledim. Rasim bey kendini nasıl neden eşek karakterine benzetti böyle bir kanıya neden nasıl ne şekilde öyle düşündü bilmiyorum.
Ben burada soruşturmanın içeriği hakkında hüküm vermiyorum.
Buna karar verecek olan Türk yargısıdır.
Nitekim hakkımdaki son soruşturmanın Rasim Arı’nın şikâyeti üzerine başlatıldığı kamuoyuna yansıdı; ancak soruşturmanın bütün ayrıntılarının henüz kamuoyuna açıklanmadığı da haberlerde özellikle belirtiliyor.
Benim sorguladığım başka bir şey:
Bir belediye başkanına yönelik eleştirilerin cevabı nerede verilmelidir?
Su konusunda…
Altyapı konusunda…
Belediye yönetimi konusunda…
Kamu parasının kullanımı konusunda…
Gazetecinin ortaya koyduğu iddialar yanlışsa çıkarsınız, belgenizi koyarsınız ve:
“Can Taşkın yalan söylüyor, doğrusu budur.”
dersiniz.
Ben de o belgeyi yayınlarım.
Gazetecilik budur.
AİLEM “BIRAK” DİYOR
Yaşadığım süreç sadece beni yormuyor.
Bir ailem var.
Çocuklarım var.
Beni seven insanlar var.
Başta ailem olmak üzere birçok insan bana:
“Can, bırak artık. Yapma bu işi.”
diyor.
Onlara kızamıyorum.
Hak da veriyorum.
Çünkü benim yazdığım bir haberin bedelini neden ailem psikolojik olarak ödesin?
Benim sorduğum sorular nedeniyle neden onlar endişelensin?
Ama onların da, Nevşehir’in de bilmesini istediğim bir şey var.
Ben zayıf bir insan değilim.
Belki güçsüz olabilirim.
Belki maddi imkânlarım sınırlı olabilir.
Belki gazetecilik yapmak için çok zor bir zamandan geçiyor olabilirim.
Ama bir şeyi özellikle büyük harflerle yazıyorum:
BEN ZAYIF KARAKTERLİ BİR İNSAN DEĞİLİM!
Üzerine biraz baskı gelince bırakıp kaçanlardan olmadım.
Hayatım boyunca olmadım.
Çok şey yaşadım.
Düştüm.
Kalktım.
Bedel ödedim.
Ama yaptıklarımdan dolayı başkasını suçlayıp arkasına saklanmadım.
Çünkü aldığım karar benim kararımdır.
Yazdığım yazıyı ben yazarım.
Sorduğum soruyu ben sorarım.
Ve sonucuna da yine ben katlanırım.
EV HAPSİNE BİR DE BÖYLE BAKIYORUM
Bugün ev hapsindeyim.
Bu karara ilişkin kişisel değerlendirmemi de açıkça söylemek istiyorum.
Ben Türk devletinin savcısına da hâkimine de güveniyorum.
Yaşananların tamamına baktığımda ev hapsi kararını yalnızca özgürlüğümün sınırlandırılması olarak değerlendirmiyorum.
Bir başka tarafından baktığımda, bulunduğum ortamdan uzak tutulmamın benim güvenliğim bakımından da koruyucu bir sonuç doğurduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir kentte belediye başkanı, bir gazeteciyle arasında “husumet” bulunduğunu ifade ediyorsa, o gazetecinin kendisi ve ailesi açısından güvenlik kaygısı yaşaması anlaşılmayacak bir durum değildir.
Bu nedenle buradan devletimizin ilgili makamlarına açıkça sesleniyorum:
Kendim ve özellikle ailem konusunda ciddi güvenlik kaygısı taşıyorum.
Ben evdeyim.
Ev hapsindeyim.
Fakat ailem dışarıda.
Çocuklarım dışarıda.
Sevdiklerim dışarıda.
Bu nedenle yetkili makamlarımızdan, dile getirdiğim kaygının ciddiyetle değerlendirilmesini ve gerekli görülmesi halinde ailem için uygun koruyucu tedbirlerin alınmasını talep ediyorum.
Kimseyi peşinen herhangi bir olayın faili ilan etmiyorum.
Kimse hakkında gerçekleşmemiş bir olay üzerinden suç isnadında da bulunmuyorum.
Ama bugün yaşadığım şartlar nedeniyle duyduğum endişeyi devletime bildirmek benim en doğal hakkımdır.
Yarın herhangi bir olumsuzluk yaşanmasını beklemek yerine, bugünden tedbir alınmasını istiyorum.
BENİM MESELEM KİŞİLER DEĞİL
Buradan Rasim Arı’ya da söylemek isterim:
Benim sizinle kişisel bir meselem yok.
Ben gazeteciyim.
Bugün siz Nevşehir Belediye Başkanısınız, sizi sorgularım.
Yarın başka biri o koltuğa oturur, onu sorgularım.
Çünkü o makam hiç kimsenin şahsi makamı değildir.
Nevşehirlinin makamıdır.
Belediyenin parası Nevşehirlinin parasıdır.
Suyu Nevşehirlinin suyudur.
Yolu Nevşehirlinin yoludur.
Ve bunları sorgulamak da gazetecinin görevidir.
Bugün benim yaşadıklarımı gören birçok insan susmayı tercih edebilir.
Çünkü bu dünyada doğruları söyleyenlerin bedel ödediğine dair örnekler dün de vardı, bugün de var.
Fakat herkes susarsa yarın kim konuşacak?
Herkes korkarsa kim soracak?
Herkes “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” derse bu şehirde yanlışları kim dile getirecek?
Ben kahraman değilim.
Öyle bir iddiam da yok.
Ben yalnızca mesleğini yapmaya çalışan bir gazeteciyim.
Ve son sözüm hem beni sevenlere hem de artık bırakmamı isteyen aileme:
Merak etmeyin.
Tedbirli olacağım.
Devletime güveneceğim.
Hukukun dışına çıkmayacağım.
Ama kalemimi de korkuya teslim etmeyeceğim.
Çünkü ben hayatım boyunca kaçmadım.
Bugün de kaçmayacağım.
Ben zayıf karakterli biri değilim.
Ben sadece gazeteciyim."
💬 Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Giriş Yap / Üye OlHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!